Aykan's profileWELCOMEPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    6/3/2006

    Sadece kertenkele mi? Mutlaka okuyun...

     Sadece kertenkele mi? Mutlaka okuyun...
     
    Japonya'da yaşanmış gerçek bir olay. Evini yeniden dekore ettirmek isteyen
    japon bunun için bir duvarı yıkar. Japon evlerinde genellikle iki tahta
    duvar arasında çukur bir boşluk bulunur. Duvarı yıkarken, orada dışardan
    gelen bir çivinin ayağına battığı için sıkışmış bir kertenkele görür. Adam
    bunu gördüğünde kendini kötü hisseder ve aynı zamanda meraklanırda
    kertenkelenin ayağına çakılmış çiviyi görünce. Muhtemelen bu çivi 10 yıl
    önce, ev yapılırken çakılmıştı. Nasıl olmuştu da kertenkele bu pozisyonda
    hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamayı başarmıştı? Karanlık bir duvar
    boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamak çok zor olmalıydı. Sonra
    bu kertenkelenin 10 yıldır hiç kıpırdamadan nasıl 10 yıl yaşadığını düşündü
    ayak çivilenmişti!! Böylece çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye
    başlar, ne yiyor acaba? Sonra nereden çıktığını farkedemediği başka bir
    kertenkele gelir ağzinda taşıdığı yemekle... İnanılmaz!!! Adamı sersemletir
    gördüğü manzara. Bu nasil bir sevgi? Ayağı çivilenmiş kertenkele, 10 yıldır
    diğer kertenkele tarafından beslenmekteydi...
    5/12/2006

    Bu Kadar Sevebilirmisiniz?(harika bi hikaye)

    Bu Kadar Sevebilirmisiniz?(harika bi hikaye)
    Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

    Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, “bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... “Senin için ölürüm” derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma “Hayır, ben senin için ölürüm” diye yanıt verirdi hep...

    Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, “Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....” Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma” Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

    Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asılı olan. “Ne dersin, bu evi alalım mı?” dedi adama. “Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...” “Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?” diye yanıt verdi adam. “Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık....”

    Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: “Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...”

    Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat” diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

    Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, “Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım” diye sözünü kesti arkadaşı. “O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya....”

    “Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları” diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

    Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, “son bir kez kucaklamak isterim seni” diyecek oldu ama kadın, “defol” dedi nefretle...

    İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.

    Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. “Sen, buraya ne yüzle geliyorsun” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. “Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.” dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: “Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...” Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, “Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem” diyordu... Sırayla okudu; “Seni çok sevdim”, “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”, “Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.” “Fakat benim için ölmeni istemedim” “Şimdi bana söz vermeni istiyorum.” “Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?” son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

    “Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....”
    5/5/2006

    İşte Gerçek Anne Sevgisi

    İşte Gerçek Anne Sevgisi
    Amerika'nın ünlü doğa parkı Yellowstone National
    Park'da çıkan bir yangın sonrası görevliler, hasar tesbit çalışmaları için ormanda geziyorlardı. Görevlilerden biri, bir ağacın dibinde küller içinde neredeyse kömürden bir heykele dönüşmüş bir kuş gördü.Görevli, elindeki çubukla hafifçe dokundu kömürleşmiş kusa. Dokunur dokunmaz kuşunkanatları altından üç küçük kuş yavrusunun cıvıldayarak çıktığını gördü. Anne kuş,gelen tehlikeyi farkederek, yavrularını bir ağacın arkasına getirmiş, kendisinin yanacağını bile bile onları kanatlarının altında saklamıştı.
    Yangın, yayılmadan çok rahatlıkla uçup oradan uzaklaşması mümkünken yavrularının yanında kalmayı tercih etmişti. Alevler,bulunduğu yere varıp küçücük bedenini kavurmaya başladığında hiç kıpırdamadan kalmıştı.Bedeni, yanıp kavrulmuştu, ama geriye hiç ölmeyecek bir "anne" heykeli bırakmıştı.

    Seni Seviyorum!

    Seni Seviyorum!

    Genç kız delikanlıya sorar: "Benden hoşlanıyor musun?" Çocuk hayır diye cevap verir.

    Kız sorar: "Beni sevimli buluyor musun?" Çocuk hayır diye cevap verir.

    Kız sorar: "Kalbinde yerim var mı?" Çocuk hayır diye cevap verir.

    Kız sorar: "Peki gidersem benim için ağlar mısın?" Çocuk hayır diye cevap verir.

    Kız üzgün gitmek üzere arkasını döner. Çocuk onu kollarına, alır ve:

    "Ben senden hoşlanmıyorum, seni seviyorum. Seni sevimli değil, baş döndürücü buluyorum. Kalbimde sana yer yok, benim kalbim sensin. ve senin arkandan ağlamam, senin için ölürüm" der.

    4/29/2006

    Gerçek Aşk bu olsa gerek...

    Gerçek Aşk bu olsa gerek...
    İnsanın tüyleri diken diken oluyo...

    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
    Cocuk ile kız motor la 180km hızla ilerler
    kız :yavaş korkuyorum
    cocuk:eğleniyoruz işte korkma der
    Kız :lütfen yavaşla
    cocuk : ozaman bana seni deli gibi seviyorum de der:
    kız :seni deli gibi seviyorum artık yavasla
    cocuk :bide belime sıkı sıkı sarıl
    kız : beline sarıldıktan sonra yavasla artık der:
    cocuk : son olarak kafamdaki kaskı cıkar beni sıktı bunalıyorum der :
    kız: cocugun kafasındaki kaskı cıkartır kendi kafasına takar

    ertesi gun gazetelerde motor kazasında 1 kişi öldu bir kişi yaralı diye
    haber çıkar.......

    Burada çocuk motorla ilerlerken frenlerinin boşaldıgını farkeder ve kiza
    son kez seni seviyorum dedirtir ardındanda ona sıkıca beline sarılmasını
    ister ve kızı kurtarmak için kendi ÖlÜr.........

    Gerçek sevgi Bu olSa gerek....

    Bekle Beni GelMEyeceğim

    Bekle Beni GelMEyeceğim


    Çünkü gitmiştin...
    Soğumuştu mevsim ardından bakarken.
    Soğuktu dilsiz duvarlar, içine kirli su birikmiş kaldırımlar.
    Bulut perdelemişti mavi gökyüzünü.
    Ketumdu üstelik semalar.
    Vermedi ödünç bir damla yaş bile.
    Islak kaldırımlarda yankılandı ayak seslerin.
    Ve gittin…
    Yitirdim güneşimi, serin bir koyuluğa dönüştü gümüşten kumsallar.
    Eteklerine tutunmuştu yeşil yapraklar, ağaçları çıplak kaldı yüreğimin.
    Gittin bereketini yitirdi, kurudu topraklar.
    Yer değiştirdi mevsimler, umutsuzca kanat çırptı börtü böcek.
    Gelmedi beklenen bahar…
    Kışı başlattı gidişin.
    O kış ki, mutlak bir memnuniyetsizliği müjdeledi şeytani bir hazla insanlara.
    Çünkü gitmiştin…
    Yarım kalmıştı masal.
    Boğucu bir nem tıkamaktaydı genizlerimizi.
    Bir masal kahramanı gibi dalgalandırarak denizleri,
    silkeleyerek derin maviliği gitmiştin çünkü.
    Okyanuslar takıldı gözbebeklerime.
    Her gün bir damla alıp, her gün, her gece birer birer damlatıp.
    Keder damıtarak baktım uzaklara.
    Ayrılığın soğuk yalnızlığı yapışıp kaldı sana hoşçakal diyen ellerimde.
    Gittin, evlerin camları keder buharından oluşan şekillerle kirli artık.
    Bu şehirler ki, senin gülüşünle aydınlanırdı.
    Şen şakrak türkülerin yankılanırdı taş duvarlarda.
    Sıkılı değildi yumrukları insanların.
    İçini titrettiğin gülüşlerini kimseden esirgemeyen sen,
    ardında somurtkan bakışlar bırakmıştın.
    Ve ben yüreğimin iç acılarının toplamını kaldıramayacak kadar
    ağır iki büklüm, ayrılıkların iç açısıyla bakıyorum denizlere.
    Denizler… Hatırladın mı,
    kıyısında ıslıklar çala çala yürüdüğümüz o kayalıkları?
    Geleceğe dair hayaller kurardık hani gümüş rengi kumsalında.
    Sen ipince parmağınla şekiller çizerdin ve ben hayret ederdim,
    bu kadar büyük olabilecek hayallere..
    Parmakların kadar uzundu görebildiğin gelecek.
    Ama... Ama benden gizlemiştin gidişini. Belki de korkutmak,
    buruk bırakmak istememiştin yüreğimi.
    Şimdi senin uzağa bakışın kadar yakına bakıyor gözlerim.
    Bir güneş batışına bile tahammül edemiyorum bazen sensiz.
    Uzadıkça sensizlik, keskin bir öfke kaplıyor içimi. Kızıyorum her şeye.
    Önce bulutlara haykırıyorum öfkemi.
    Ardından yere çeviriyorum kızgın bakışlarımı.
    Şarkılara, şiirlere, şairlere öfkeleniyorum sonra.
    Nasıl da kandırmışlar beni bunca yıldır.
    Nasıl da, aldanmışım kafiyelerin arasına gizlenen hayallere!
    Bir tükenişe dönüştü beklemelerim sonra.
    Buzdan bir camın çatlayışı gibi çatlaklar belirdi ümitlerimde.
    Dokunmayı bırak,
    bakınca bile büyüyen kanı çekilmiş kılcal damarlar gibi ,
    sardı her yanımı çatlaklar..
    Yoruldum her sabah, dönüşüne dair,
    düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten.
    Yoruldum sensiz rüzgara savurmaktan eteğinden aldığım yaprakları.
    Üzerinde senden kokular kalan aynaya her bakışımda,
    gerçeği fısıldıyor bana yansımalar.
    Çünkü gitmiştin…
    Puslu bir zemheri soğuğu vardı havada.
    Yaz başıydı gittiğinde, şimdi kış başı.
    Bu kadar tirat yaktıktan sonra ardından,
    halâ merhamet etmeyecek misin?
    Ne yani, bir daha dönmeyecek misin?
    4/24/2006

    Bir Evlilik Teklifi

    Bir Evlilik Teklifi
    Kim bilebilirdi ki sana bu derece aşık olabileceğimi?İçimdeki sevgi Ağrı Dağı kadar ulu,Ağrı Dağı kadar heybetli,Ağrı Dağı kadar güçlü oldu.
    Sana hep "kırçiçeğim" dedim.Evet,sen benim kırçiçeğimsin.Bazen hırçın,bazen asi,bazen başkaldıran,bazen narin,bazen de hayat dolu.
    Kırçiçekleri birinin kendisini sulamasını,bakmasını,zararlı otları temizlemesini beklemez.Her şeye rağmen doğayla iç içe yaşar ve mücadele eder ait olduğu yerde.
    Ve sen de ait olduğun yerde,benim yanımda yaşayacaksın bundan sonraki hayatını.Ağrı Dağının eteklerinde mutlu bir yaşam,mutlu bir ömür seni bekliyor.Dolayısıyla beni de....
    Benimle evlenir misin kırçiçeğim?

    Aşk,seks,sevgi

    Aşk,seks,sevgi
    Aslında iddia edildiği kadar masum bir duygu değil aşk.Belki ilk günlerinde insan onu düşlüyor,tatlı bir muhabbetin hayalini kuruyor.Ancak zaman geçtikçe,gece ve gündüz,onunla sevişmenin hayali basıyor.Aşk artık önüne geçilmez cinsel bir istek oluyor ve bu istek dindirilmediği sürece de yoğun bir duygu olarak insanın beynindeki varlığını sürdürüyor.
    Aşk,seks ve sevgi,kadın ve erkek arasındaki tüm ilişkileri belirliyor.Bu üç duygu sistemi de cinsellik içeriyor.Sadece dost yada iyi arakadaş olan erkek ve kadınlar arasında da bilinçaltı bir cinsel çekim olduğunu,aksi durumda iki karşı cinsin birbirini itici bulacağını ortaya koyuyor.
    Aşık olma hali-insana her şeyi yaptıran,koşullar uygun olsun yada olmasın kişiyi karşısındakine iten,yemeden içmeden kesen,depresyona sokan aşk aslında fiziksel bir süreç ve beyinde aşırı derecede Dopamin(mutluluk verici hormon) ve Noradrenalin(korku ve stres) salgılanmasıyla oluşuyor.
    Sevgi ise fiziksel olmaktan çok duygusal ancak içinde yoğunluğu azalmakla birlikte aşkı ve seksi barındıran bir duygu sistemi.
    İki cinsin birbirini çekmesindeki öncelikli etken insanların salgıladıkları,ancak açıkça algılanamayan kokular.Koku karşılıklı olarak çekiyor yani aşk iki taraflı yaşanıyorsa,belirgin bir "ten ve et" çekiminden söz ediyoruz.Bu durumda iki cins için de seks ilişkisinden kaçınma olasılığı yok.Beynin insana bu oyunu oynamasının genetik olarak üreme ve nesli sürdürme süreciyle ilintisi bulunuyor.

    Böyle Bir Sevgi Varmı

     Böyle Bir Sevgi Varmı
    BU KADAR SAF BU KADAR TEMİZ


    Aşk nedir ?

    Aşk nedir ?
    • * Aşk, iyi geceler öpücügünü uzun tutmaktır. Beklentidir.
    • * Aşk, delicesine flört ederken yanindakinin hiçbir sey yapmama hakkını teslim etmektir.
    • * Aşk, bir saygıdır, zaaflarınız olduğunu ortaya çıkarır. Kabullenmektir.
    • * Aşk, şimdi zamanı değil diye beklemeyi bilmektir. Sabırdır.
    • * Aşk, saçlarda başlayıp topuklarda biten bir gezintidir. Keşiftir.
    • * Aşk, Sevişelim demeden sevişmek, yanindakinin ne istedigini bilmektir.Anlaşmaktır.
    • * Aşk, bağlandıgını sandığında, karşındakine hayır deme şansını tanımaktır.
    • * Aşk, inceliktir, korumaktır. Sorumluluktur.
    • * Aşk, ciddi bir tokalaşmayı kıkırdamaya dönüştürmektir..Mizahtır.
    • * Aşk, durma yoksa seni öldürürüm lafını duymaktır.Şehvettir.
    • * Aşk, evinizdeki her seyin yerinin değiştirilmesini kabullenmektir. Teslimiyettir.
    • * Aşk, sevgilinizin ne olduğunu bütün çıplaklıgıyla görmektir.Gerçektir.
    • * Aşk, saatin kaç olduğunu bilip aldırmamaktır. Neşedir.
    • * Aşk, sizi kucaklayan kolların, gittikçe daha çok sarılmasıdır.Mutluluktur.
    • * Aşk, tanıdıgınızı zannettiginiz insanın yeni yanlarını keşfetmektir. Tazeliktir.
    • * Aşk, uyandığınızda rüyanızı yanınızda bulmanızdır. Düşlerin gerçek olmasıdır.
    • * Aşk, kocaman yatagın üçte birine sıkışmaktır. Yakınlıktır.
    • * Aşk, evin anahtarıdan anahtarcıda bir kopya daha yaptırmaktır. Güvendir.
    • * Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karşilaşacağını bilmektir.Kaderdir.
    • * Aşk, gerindiginde sızlayan vücut lafının anlamını bilmektir. Derstir.
    • * Aşk, ecza dolabını açtıgında, dişmacunu kapagını kapatılmamış bulmaktır. Uyumdur.
    • * Aşk, pencereden dısarıya baktıgında kiminle olduğunu hatırlamaktır. Düsüncedir.
    • * Aşk, asla anlatılmayacak hikayelerdir. Özeldir.
    • * Aşk, cennetle cehennem arası işleyen trende bir mevsimlik bilettir.
    • * Aşk, iki yalnızlığın birbirine dokunması, birbirini koruması ve selamlamasıdır.