Aykan's profileWELCOMEPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
6/9/2006 Einstein'ın Beyninin 3 Farkı Çıktı.!Einstein'ın Beyninin 3 Farkı Çıktı.! ![]() Bilim adamları, 1955'te ölen Einstein'in cesedini yakmışlar, beynini araştırmalar için almışlardı. Yapılan araştırmalarda Einstein'in beyninin 3 önemli farkının olduğu ortaya çıktı. Elbetteki sizinkinden daha büyük. Fakat farklı bir şekli olduğunu da söyleyebiliriz. Şüphesiz Albert Einstein’in zekası bütün zamanların en iyilerinden biridir. Bugünlerde bilim adamları, Einstein’in kavramları işlemede sadece eşsiz bir beyin yeteneğine sahip olmadığını aynı zamanda beyninin fiziksel olarak da farklı olduğunu söylüyorlar. Einstien’in beyin özellikleriyle, benzer yaştaki dört insanın beyin özelliklerini karşılaştıran yeni bir araştırmada yapısal farklılıklar bulundu. Daha önce araştırma yapan bilim adamları, Einstein’in daha fazla beyin hücrelerine sahip olduğunu belirtirken, bu araştırma beyninin diğerlerinden daha büyük olduğunu ortaya çıkardı. 1955’de 76 yaşında ölen bu büyük matematikçi ve fizikçinin beyni, uzun yıllar boyunca araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Einstein’in cesedi yakıldı, sadece beyni bilimsel çalışmalar için korunmuştu. Diğer araştırmacılar Einstien’in beyninin her bir nöronunda çok sayıda glial ( sinir sistemi destek dokusu) hücrelerinin olduğunu ve bu hücrelerin daha çok enerjiye ihtiyacı olduğunu ve enerji kullandığını bulmuşlardı. Bunun sonucu olarak beyin daha geniş çalışma kapasitesine ulaşır. Glial hücrelerinin vazifesi nöronlar için gerekli destek ve korumayı sağlamaktır. Önceki araştırma, Einstein’in beynindeki nöronların yoğunluğunun daha büyük olduğu ve beyin zarının diğerlerinden daha ince olduğunu göstermişti. Aynı zamanda Einstein’in, beynin matematik becerisinin olduğu varsayılan bölgede olağandışı bir tarzda oluklar olduğu ve diğer beyinlerden yüzde 15 daha büyük olduğu bulunmuştu. Farklılıkların kombine etkisi, matematiksel alana ait sinir hücreleri arasındaki bağlantıların daha iyi olmasına yol açmış olabilirdi. Bu hafta yayınlanan en son araştırmaya ABD ve Arjantin’den bilim adamları katıldılar. Araştırmacılar, “Einstein’in astrositik ( merkezi sinir sistemindeki yıldız şekilli glial hücre ) çıkıntılarının tabakalar arası terminal kitlelerinin boyutlarının daha büyük ve sayısının daha çok olduğunu” belirtiyorlar. Bu farklılıkları tam olarak neyin etkilediği tam olarak belli değil. Araştırmacılar, bulduklarının basit bir yaşlanmanın işareti de olabileceğini hatırlatıyorlar. Bununla birlikte araştırmacılar, Einstien’in beyninin benzersiz olamayabileceğini ve diğer insanlarında benzer beyne sahip olabileceğini, ancak hiçbir zaman aynı derecede kullanamayacaklarını belirtiyorlar: “Belki de ‘özel’ beyin ve zekaya sahip birey sayısı sanılandan da fazla. Bunlar; sosyo-kültürel şartlar, hastalıklar sebebiyle beynin bu kapasitesinin pasifleşmesi, gebelik döneminde bebeğin risk altında olması, veya çocuğun büyüdüğü ortamın yetersiz olması sebebiyle görülemeyebilir.” Araştırmacılar, beynin tek başına zeka derecesinin bir göstergesi olarak görülmemesi gerektiğini söylüyorlar. “Yoğun sosyal içerikli beyin ve zekaya sahip türler, örneğin insanlar, çoklu genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak bireyin özel yeteneğinin gelişebileceğini” belirtiyorlar. Farklılıklar 1 - Önceki araştırmacılara göre, Einstein’in beyin zarı daha ince ve aynı yaştaki birisine kıyasla yüzde 15 daha büyüktü. Aynı zamanda glial olarak adlandırılan sinir doku hücre sayısı, ortalamadan daha fazla bulunmaktaydı. 2 - Einstein’in beyin dokusu daha büyük boyutta ve nodüller ( terminal kitleler) daha fazla sayıdadır. Böyle olması, onun beynini tam olarak nasıl etkilediği tam olarak bilinmiyor. Belki de bu, yaşlanmanın bir belirtisi de olabilir. 3 - Einstein’deki nodül miktarı başka insanlarda da bulunabilir. Hatta, benzer beyne de sahip olabilirler. Ancak, potansiyelleri ortaya çıkarma şansına sahip olamayabilirler. Kaynak:İndependent on Sunday 5/21/2006 Yeni insan türü keşfi başka baharaYeni insan türü keşfi başka bahara
2003'te Endonezya'da kalıntıları bulunan Hobbit benzeri türün, yeni bir insansı olabileceği umudu suya düştü. Flores Adaları'nda bulunan 18 bin yıllık kemikler, tüm dünyadan bilim adamlarının ilgisini çekmiş ve 'homo floresiensis' olarak adlandırılmıştı. ![]() Avustralya ve Endonezya'dan uzmanlar bunun 'homo erectus'tan evrimleşen bilinmeyen bir insan türü olduğunu söylemişti. Kafatası ve vücudu normalden çok ufak olan kalıntının, bu yeni türe ait olup olmadığı sorgulanıyordu. Mikrosefali hastalığı varmış Araştırmalar, kalıntıların sadece vücudun küçülmesine yol açan genetik rahatsızlığı olan bir 'homo sapiens'e ait olduğunu gösterdi. Primatolog Robert Martin önderliğindeki bir grup bilim adamının dünkü Science dergisinde yayımlanan makalesinde, 'Flores insanı'nın yeni bir tür değil, mikrosefali hastalığından mustarip bir 'homo sapiens' olduğu belirtildi. Martin, daha önce yapılan araştırmalarda bu ihtimal üzerinde hiç durulmamasının büyük bir eksiklik olduğunu belirtti. (Radikal) 5/4/2006 Kuyruklu yıldız yaklaşıyor
4/25/2006 İngilizler 'kalpten ölümü' bitiriyor!İngilizler 'kalpten ölümü' bitiriyor!
İngiltere Sağlık Bakanlığı, sağlığa yatırım, tıbbi gelişmeler ve yeni ilaçlarla 10 yıl içinde kalpten ölen kimsenin kalmayacağı iddiasında. İngiltere Sağlık Bakanlığı, önümüzdeki 10 yıl içinde 65 yaşın altındaki kişilerde kalp hastalıklarından ölümün, bugünkü trendin korunması halinde tarihe karışacağını duyurdu. The Independent gazetesinde yer alan haberde, sağlık alanına yapılan yatırımlar, yeni teknikler ve kolesterol düşürücü yeni ilaçlar sayesinde her yıl yaklaşık olarak 7 bin yaşamın kurtarıldığı kaydedildi. 1.5 katrilyon döktüler Yılda 110 bin kişinin kalp hastalığından öldüğü İngiltere'de 1997 - 2002 arasında kalp hastalıklarından ölüm, yüzde 23 oranında düştü.1990'da kalp hastası olan her 100 bin kişiden 90'ından fazlası ölürken, 2000'de bu sayı 100 binde 50'ye geriledi. Nisandan itibaren kalp hastalarının ameliyat bekleme süreleri 6 ayı geçmeyecek. 2 yıl önce ameliyat bekleyen hasta sayısı 2 bin 700 idi. İngiltere'de sadece 2000'den itibaren kalp cerrahi ünitelerinin yapımına ya da genişletilmesine 600 milyon sterlin (yaklaşık 1.5 katrilyon lira) harcama yapıldı. Meme kanseri riskini hesaplayan programMeme kanseri riskini hesaplayan program
İngiliz bilim adamları, kadınlarda meme kanseri riskini değerlendiren yeni bir bilgisayar programı geliştirdi. İngiltere'deki Kanser Araştırma Vakfı, IBIS risk değerlendirme programının, kişinin meme kanserine yakalanma ihtimalini tespit etmek için ailesinde hastalığa yakalanan olup olmadığına ilişkin bilgiyi kullandığını açıkladı. Riskin yüzde olarak tespitinde, kişinin çocuk sahibi olup olmadığı, hormon tedavisi görüp görmediği, kilosu, boyu ve yaşı dahil olmak üzere diğer etmenlerin de hesaba katıldığı belirtildi. Risk grubundaki kadınları endişeli Araştırmayı yürüten ekibin başkanı profesör Jack Cuzick, özellikle akrabalarından biri meme kanserine yakalanan kadınların bu konuda çok endişeli olduklarını söyledi. ''Statistics in Medicine'' dergisinde yayınlanan araştırmada, yüksek risk grubundaki kadınlara, düzenli doktor kontrolü, hormon tedavisini nasıl yürütmeleri gerektiği ve kilolarına ilişkin tavsiyelerde bulunulacağı kaydedildi.Bilim adamları, İngiltere, ABD ve Avustralya'daki hastanelerde kullanılmaya başlanan programın yaygınlaştırılmasının ve kalp rahatsızlıklarıyla diğer kanser türlerine ilişkin riskin değerlendirilmesinde de kullanılmasının planlandığını belirttiler AIDS'i saptayan tükürük testine ABD'de onayAIDS'i saptayan tükürük testine ABD'de onay
ABD'de, AIDS hastalığının teşhis edilmesini sağlayan tükürük testine onay verildi. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), OraSure Technologies şirketinin ürünü olan, 20 dakikada AIDS'e yol açan HIV'ı teşhis eden testi onayladı. FDA sözcüsü Tommy Thompson, yaptığı açıklamada, "OraQuick Rapid HIV-1/2" adı verilen tükürük testinin kan testlerinden korkan kişilere büyük kolaylık sağlayacağını söyledi Sinirlere bağlı ilk biyonik kol yapıldıSinirlere bağlı ilk biyonik kol yapıldı
Ancak bilimkurgu film ve romanlarındaki bir düş daha gerçek oluyor: Avrupalı bilimciler sinirlerimizin kontrolünde ilk biyonik kolun prototipini ürettiler. Kollarını bacaklarını yitiren kimseler, bu biyonik protezi hissederek kullanabilecekler. Doğrudan sinir sistemine bağlanan biyonik protezi takanlar, düşünerek, aklından geçirerek tıpkı eli gibi protezi de hareket ettirebilecek ve gerçek gibi duyuları da algılayabilecek. En büyük özellikleri, duyu geri bildirime sahip olmaları. Biyomekanikçilerin ve sinirbilimcilerin birlikte çalışmaları sonucu, protez kollarda büyük bir devrim gerçekleştirildi ve sinir sistemimizle doğrudan iletişim içinde bulunacak, cisimleri hissedebilecek ve beyin ile alış veriş yapabilecek ilk gerçek biyonik kol protezi gerçekleştirildi. Protez, gönüllülerde denemeye başlandı. Antik tarihe göre, ünlü Pers savaşçısı Hegesistratus, M.Ö. 484’te, bileklerindeki prangalardan kurtulmak için bir ayağını kesmiş ve düşmanlarından ancak böyle kaçabilmişti. Savaşçı daha sonra tahta bir bacak kullanmaya başlamış... Eğer bu hikaye doğru ise, bu tarihte kaydedilen en eski protez uzuv kullanımıdır. Tahta ayağı, kollar, eller ve isteği göre de kancalar takip etti. Kim bütün çocuk korsan masallarında kanca elli kötü kaptanları hatırlamaz? Ancak, daha büyük bir atılımın gerçekleşmesi için neredeyse iki yüzyıl gerekti. 1529’da Fransız cerrah Ambroise Pare, birbirine bağlı, parçalı bir bacak geliştirdi. Bu tasarım, bükülmez yapılardan çok daha doğal ve esnek uzuvlara doğru teknolojik bir atılımdı. Bugünse, protez alanında ve kollarını ve bacaklarını yitirmiş kimselerin hayatlarında çok daha önemli bir ilerlemenin eşiğinde bulunuyoruz. Bu, doğrudan sinir sistemine bağlanan biyonik bir protez. Bunu takan kişi, sadece aklından geçirerek protezi hareket ettirmekle kalmayacak, gerçek gibi duyuları da algılayabilecek.Duyu geri bildirime sahip olan yapay kol ve bacaklar, tepki veren, gerçeğe yakın cihazların geliştirilmesinde giderek çok daha önemli bir yer tutuyor. Stres ölçen kan testiStres ölçen kan testi
İnsanların ne kadar stresli olduğunu yeni geliştirilen bir kan testiyle tespit etmek mümkün olacak. Oxford Üniversitesi Teknoloji Transferi Bölümü'nde görevli Linda Naylor başkanlığındaki ekibin geliştirdiği test sayesinde, stresin derecesi bağışıklık sisteminin verdiği tepki yardımıyla ölçülebiliyor. Aldıkları kan örneğine bakteriyel enfeksiyon etkisi yaratan bir kimyasal madde ekleyen bilim adamları, bu tür enfeksiyonlara karşı savaşan akyuvarların tepkisinin kanı alınan kişinin ne kadar stresli olduğunu gösterdiğini kaydettiler. Bu bağlamda. stres derecesi ne kadar yüksekse, akyuvarların tepkisi o kadar zayıf oluyor. Stresin azı yarar, çoğu zarar Enstitü tarafından yapılan açıklamaya göre, geliştirilen testin patentini almak için başvuruda bulunuldu. Stres ilk etapta kalp atışını hızlandırıyor, nefes alıp verme sıklığını artırıp, kasların daha fazla oksijen almasını sağlıyor. Bu durumda olan bir insanın kısa süreli de olsa fiziksel potansiyelinin doruğuna ulaştığı belirtiliyor. Uzun süre devam eden stres ise mide ülseri ve kalp hastalıklarına yol açıyor Uçan kuşla bile akrabayızUçan kuşla bile akrabayız
Türklerin kan haritası ve genetik yapısını çıkarabilmek amacıyla TÜBİTAK tarafından sürdürülen araştırmada Japonlar, Pencaplılar ve Afrikalılardan sonra Ruslarla da akraba olduğumuz anlaşıldı. Türk insanının genetik yapısını ve kan haritasını çıkarmak amacıyla sürdürülen çalışmalarda, Türklerin Pencaplılar ve Afrikalılardan sonra Ruslarla da kan bağı olduğu ortaya çıktı. TÜBİTAK'ın 'Tıp Araştırma ve Geliştirme Projesi'nde yeni sonuçlar alınmaya devam ediliyor. 1986 yılında başlatılan ve 2009'da bitecek olan araştırma çerçevesinde, bugüne kadar 20 ilde yaklaşık 1 milyon 200 bin kişiden kan örnekleri alındı. Daha önce Japonlar, Pencaplılar ve Afrikalılar ile Türklerin taşıdığı kanın benzer özellikler taşıdığını ortaya koyan araştırmada, bu kez de Ruslarla da ortak kan özelliklerimiz olduğu belirlendi. Ruslarla akrabayız Ulusal Talasemi Konseyi Başkanı Prof. Dr. Duran Canatan, araştırmada alınan kan örneklerinden çıkan sonuçların kendilerini Orta Asya'ya yönlendirdiğini söyledi. Türklerin yeni akrabalarının orta-ya çıktığını ifade eden Canatan, şöyle konuştu: "Anormal hemoglobin çalışmalarımızda tempoyu arttırdık. Aydın, Denizli, Muğla ve Eskişehir gibi illerden kan örnekleri aldık. Boğaziçi Üniversitesi ile ortak yaptığımız çalışmada DNA testleri de yapıyoruz. Mutasyon analizi çalışmalarında ilk verilere göre Orta Asya'da akrabalarımız var. Bunların başında da Ruslar geliyor. Çünkü elimizdeki kan örnekleri ile Rusların kan örnekleri aynı özellikleri taşıyor. Alınan örnekler bizi Orta Asya'ya yönlendiriyor." Afrika'dan Japonya'ya Araştırma boyunca Elbistan ve köylerinde yaşayan bazı kişilerin kanlarının Hindistan'ın Pencap eyaletinde yaşayanlarla ortak özellikler taşıdığı tespit edilmişti. Antakya, Hatay, Mersin ve Antalya'nın doğusunda yaşayan insanların yüzde 15'inin kanlarında ise Afrikalılarda bulunan Hemoglobin-C'ye rastlandı. Ardından Trakya ve Ege bölgelerinde yaşayanlarda da Japonya'da rastlanan Hemoglobin-UB2'ye rastlandı. |
|
|